Monthly Archives: Ekim 2012

IL PIRATA RIP

Bisiklet sporuna gönül verdikçe youtube başında kedili video izlemeyi bırakıp Tour de France izlemeye başladım. Bu arada favori bir sporcu da edinmem pek vakit almadı.  (Sporcuyu youtube’da keşfetmedim ama Gönenç bahsetti.) Futbolda Pele’yi değil Garrincha’yı, Maradona’yı, George Best’i seven bizler bisiklette de yediğine içtiğine çok dikkat eden müthiş profesyonel sıkıcı bir adamı seçecek değildik. Lance Armstrong’un kanser oluşu, kanseri yenişi ve sürmeye geri dönüşü gerçek bir 21. yüzyıl mucizesi de olsa tüm profesyonel duruşu Armstrong’u Pele sınıfına sokuyor.

Benim favorim ise Il Pirato yani Korsan lakaplı Marco Pantani oldu. İtalyan yokuş canavarı abimiz 2004 yılında 34 yaşında ölmüş. Aşağıdaki videoda görüleceği üzere düz yolda diğer bisikletçilerle hımı hımı hımı diye başabaş giderken yokuş geldiği anda berserkere dönüşüp arayı açıyor da açıyor…

Pantani’yi yokuş tırmanırken izlemek müthiş bir keyif. Sanki yokuş tırmanırken düz yoldan daha hızlı gidiyor… Sanki Allah adamı tepeden çekiyor… Sanki ayağa kalkmış pedal basarken bisikletiyle dans ediyor… Sanki offf….

Aşağıdaki videoda 7.10 ve devamında çıktıkları süper dik bir yokuş var. Birileri tutmuş yokuşa ACH ACH ACH yazmış ama o ACH’lar geri kalan bisikletçiler için geçerli. Pantani için o ACH’lar birer OH.

Ölümünün bir Shaggy efsanesiyle olması, otel odasında overdose kokain almış halde bulunması da bir garip. Sporcusun lan sen ne kokaini?

Bisiklet Yolum

 

En sık yaptığım yol budur. Her çarşamba sabahı Aydın’la Jazz Aprreciation dersimize bu yoldan gidiyoruz. Onun haricinde de ya Beşiktaş ya Kadıköy’e falan gittiğim için %90 bu yol üzerindeyim.

Bisiklet Günlükleri III – Millî Oldum Adam Olamadım

Aynı günün gecesi İngiltere’den dönen Seda’yla buluştuk. Ben elimde velespitimle yürüyorum. İki kişi yürürken biri ya da ikisi elinde bisiklet tutunca çok şirin oluyorlar uzaktan. Valla uzaktan gelen öyle iki kişi görünce yanaklarını sıkası geliyor insanın. Biz de öyleyiz yürüyoruz Kabataş’tan Karaköy’e, çay molaları falan veriyoruz, peşimizde bisikletim yüreğimdeki çocuk gibi takip ediyor bizi… (En sevdiğim laf yüreğimdeki çocuk.)

Gel dedim Seda’ya Karaköy’de bir balık yiyelim. Gittik, bisikletimi rıhtımdaki çitlere bağladım oturduk balığımızı yedik. Bu balığa kadar nereden baksan on bardak çay içmişimdir, iki bardak kahve, balıkla beraber şalgam falan derken epey sıvı tükettim. Ardından Seda’yı taksiye bindirip bisikletime atlayıp yola çıktım.

Karaköy’den Çemberlitaş’a gelmişim ki bir dalak ağrısı bir dalak ağrısı aman allahım. Tamam diyorum ha gayret koçum bak yokuş aşağı başladı ama bir değişiklik yok. Başta pedal basmaktan ağrıyordu, şimdi tıkı tıkı tıkı tıkı diye inerken her tıkta tekrar tekrar ağrıyor. Baktım saat 12 olmuş, son tramvay da gelmiş, buna binmez de ilerde hepten ağrım tutarsa tramvay şansım da kalmaz perişan olurum diyip Aksaray’da son tramvaya bindim.

Bisikletinle gitmeyi bırakıp elinde bisikletle tramvaya binmek nasıl bir duygu?

  • Hani kağıdı buruşturup çöpe basket atarsın o girmez de yürüyüp çöpü yerden alıp sepete tekrar atarsın ya öyle bir his.
  • Hani sarhoşsundur ya da karanlıktır sigaranı yaktığında burnuna pis bir koku gelir, meğersem sigaranı ters yakmışsındır ya onu fark ettiğin an gibi bir his.
  • Hani çok iyi bir pas gelir, kaleciyle karşı karşıyasındır ama kalecinin üzerine vurursun ya da potayla baş başayken ıskalarsın ya öyle bir his.

Bu kötü anda neler mırıldanılıyor:

Dalak şişmiş kıvrandırırken: John Lennon – Cold Turkey

Pes etmiş tramvay beklerken:  Gorillaz – To Binge

Alnımı cama dayamış hüzünlü bakarken: Asit Orhan – Gemiler

Hadi neyse özgüvenim yerle bir de olsa tramvayla eve vardık, Seda’dan ses yok. Eve varınca ara demiştim arayan soran yok, mesajlar atıyorum cevap veren yok. Arayamıyorum da çünkü annesinin telefonuydu. Tırsa tırsa arıyorum açan yok. Aradan bir saat geçiyor, Seda uykulu bir sesle beni arıyor. He diyorum eve gitmiş, uyuya kalmış, uykusunda aniden bana söz verdiğini hatırlayıp uyanmış şimdi beni arıyor. “Napıyon?” diyorum zehirlenmiş. Aynı balıktan birer tane aldık, aynı sayıda çay ve kahve içtik, aynı şalgamdan içtik o zehirlenmiş, hem de ne zehirlenme perişan olmuş kızcağız. Ben canavar gibiyim. Hep bisikletçilikten bunlar. Canavar gibi oldu bünyem. Neyse Seda iki güne iyileşti. Dolmuş takside çantasına kusmuş kızcağız, taksiciye de evine kadar bıraktırtmış. Dalağımın nasıl şiştiğini heyecanla anlatacaktım öylece beklemiştim ama onun hikayesi benimkini dövdü, ortada kaldım…

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bisiklet Günlükleri II – Millî Oldum

Sık sık biniyorum bisiklete de oturup yazmaya üşeniyorum. Şiarcığım bir oturuşta  saat 05.00’e kadar bütün blogu okumuş. Daha fazla yazmıyorum diye serzenişte bulundu ben de bu dar zamanımda oturayım da bir şeyler karalayayım dedim.

Bisiklete ikinci binişimdeyim, evden çıkmış Çapa’ya Peren’i ziyaret gitmişim. Çapa’dan Gayrettepe, ardından da kendimi okula vurmuşum. Okula kadar bisikletle gitmişim havamdan geçilmiyor. Kimsenin umursadığı yok da benim özgüvenim tavan yapmış. Bu arada şehir içi olsun, şehirler arası olsun bisikletle seyahat eden insanlara daha fazla özenmeli, sırtlarını sıvazlamalı ne kadar müthiş bir şey yaptıklarını sıklıkla dile getirmeliyiz bence. Zira gerçekten zor bir iş beceriyor bu insanlar. Yolda bisikletle yol alan insanları karizmatik ve çekici bulup özenen gözlerle onlara bakmalıyız. Mola verdiklerinde bir şeyler ısmarlasak  bile abartmış olmayız. Desteklemeliyiz. Bir şeyler ısmarlamasak bile dilleri ağızlarının dışında yokuş çıkarlarken onları gördüğümüzde “Bu yaptığın şeyi gerçekten takdir ediyorum dostum. Sen gerçek bir şehir kahramanısın. Bu şehirde seyahat etmek için en doğru yöntemi seçmişsin. Keşke ben de senin kadar cesur olsaydım.” diyip arkalarında olduğumuzu dile getirmeliyiz. Benim düşüncelerim bu yönde yani.

Ha bir de araba kullanan bir insansak onları ekstra gözetmeli, yol vermeli, çarpmamak için daha fazla çaba göstermeliyiz. Sağa çekmiş arabamızın kapısını açmadan hemen önce arkadan gelen bir bisikletli ya da motorsikletli var mı diye göz atmalıyız. Yaşadığım en büyük tehlikeyi bu kapı açmalar yüzünden yaşıyorum.

Ben özgüvenim tavan vaziyette okula gitmişim, okulda işlerimi bitirmiş ve Evrim’le buluşmak için Beşiktaş’a iniyorum. Balmumcu’ya kadar hep kafamda Balmumcu’dan sonraki müthiş yokuş var. Ha bu arada unutmadan;

Bisiklete binerken mırıldanması en keyifli şarkılar:

Önceki günün sele ve bacak ağrısıyla pedal basarken: Pearl Jam – Just Breath

Düz yolda daha sıkı basıp hız arttırmak istediğimde: John Lurie – Shark Drive

Otoyolda bağırarak söylemelik: Ajda Pekkan – Sardı Korkular

Balmumcu’yu geçmiş yokuş aşağı yardırıyorum. Nasıl gazım anlatamam, dimdik yokuş olması yetmiyormuş gibi vitesi de fullemişim görmemiş gibi pedal basıyorum. Tüm arabaları arkamda bir kırmızı ışıkta bırakmışım, önümde en az 100 metre boyunca da araba yok. Bomboş yolda yardırır iken olan oldu. Yolculara kırmızı ışık yanmasına rağmen ben yaşlarda gerizekalı bir kadın yola çıktı ben heyecanla iki frene birden asıldım, sola kırıp önünden geçebilirdim belki ama karşıma bir şey fırlayınca tek refleksimle iki frene birden asıldım bir yandan tüm hızımla yavaşlıyor, bir yandan da çarpmamak için dua ediyordum. Bu arada gerizekalı kadının hiçbir şeyden haberi bile yoktu. Benim için 2,5 yıl gibi geçen 1. saniye sonlandığında yürüyen kadının sağından ama çok çok yakınından geçmiş bulundum. Kadının yanından geçerken saçlarını havalandırmış olmalıyım ama o hâlâ hiçbir şeyin farkında değildi. Bu arada frenlere asılmaya devam ediyordum ve bisikletim arka tekerinden şaha kalktı.

Kalktı kalktı kalktı ve beni üzerinden attı. Bisikletimin üzerinden balıklama atladım ve azcık hasarla yere düştüm. Bu arada bisikletim de düşünce ses çıkartınca kadın ilk kez farkıma vardı. Farkıma varınca da şöyle bir arkasına baktı ve beni yerde bırakıp yürümeye devam etti. Bu arada bir liseli koşup beni yerden kaldırdı, bisikletimi kaldırıp bana verdi. Uzaklardan insanlar falan koştu ama ben iyiydim. Zincirimi takıp, teşekkürümü edip Barbaros’tan inmeye devam ettim.

Peki neden millî oldum? Bisikletçi dediğin Barbaros Bulvarı’nda bir kere düşecek. Bisikletçi dünyasında Barbaros’tan düşmeyene kız vermezler, adam yerine koymazlar. İkinci günümde Barbaros’tan düştüm artık daha bir bisikletçiyim.

Teşekkürler

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , ,