Tag Archives: ajda pekkan

Bisiklet Günlükleri II – Millî Oldum

Sık sık biniyorum bisiklete de oturup yazmaya üşeniyorum. Şiarcığım bir oturuşta  saat 05.00’e kadar bütün blogu okumuş. Daha fazla yazmıyorum diye serzenişte bulundu ben de bu dar zamanımda oturayım da bir şeyler karalayayım dedim.

Bisiklete ikinci binişimdeyim, evden çıkmış Çapa’ya Peren’i ziyaret gitmişim. Çapa’dan Gayrettepe, ardından da kendimi okula vurmuşum. Okula kadar bisikletle gitmişim havamdan geçilmiyor. Kimsenin umursadığı yok da benim özgüvenim tavan yapmış. Bu arada şehir içi olsun, şehirler arası olsun bisikletle seyahat eden insanlara daha fazla özenmeli, sırtlarını sıvazlamalı ne kadar müthiş bir şey yaptıklarını sıklıkla dile getirmeliyiz bence. Zira gerçekten zor bir iş beceriyor bu insanlar. Yolda bisikletle yol alan insanları karizmatik ve çekici bulup özenen gözlerle onlara bakmalıyız. Mola verdiklerinde bir şeyler ısmarlasak  bile abartmış olmayız. Desteklemeliyiz. Bir şeyler ısmarlamasak bile dilleri ağızlarının dışında yokuş çıkarlarken onları gördüğümüzde “Bu yaptığın şeyi gerçekten takdir ediyorum dostum. Sen gerçek bir şehir kahramanısın. Bu şehirde seyahat etmek için en doğru yöntemi seçmişsin. Keşke ben de senin kadar cesur olsaydım.” diyip arkalarında olduğumuzu dile getirmeliyiz. Benim düşüncelerim bu yönde yani.

Ha bir de araba kullanan bir insansak onları ekstra gözetmeli, yol vermeli, çarpmamak için daha fazla çaba göstermeliyiz. Sağa çekmiş arabamızın kapısını açmadan hemen önce arkadan gelen bir bisikletli ya da motorsikletli var mı diye göz atmalıyız. Yaşadığım en büyük tehlikeyi bu kapı açmalar yüzünden yaşıyorum.

Ben özgüvenim tavan vaziyette okula gitmişim, okulda işlerimi bitirmiş ve Evrim’le buluşmak için Beşiktaş’a iniyorum. Balmumcu’ya kadar hep kafamda Balmumcu’dan sonraki müthiş yokuş var. Ha bu arada unutmadan;

Bisiklete binerken mırıldanması en keyifli şarkılar:

Önceki günün sele ve bacak ağrısıyla pedal basarken: Pearl Jam – Just Breath

Düz yolda daha sıkı basıp hız arttırmak istediğimde: John Lurie – Shark Drive

Otoyolda bağırarak söylemelik: Ajda Pekkan – Sardı Korkular

Balmumcu’yu geçmiş yokuş aşağı yardırıyorum. Nasıl gazım anlatamam, dimdik yokuş olması yetmiyormuş gibi vitesi de fullemişim görmemiş gibi pedal basıyorum. Tüm arabaları arkamda bir kırmızı ışıkta bırakmışım, önümde en az 100 metre boyunca da araba yok. Bomboş yolda yardırır iken olan oldu. Yolculara kırmızı ışık yanmasına rağmen ben yaşlarda gerizekalı bir kadın yola çıktı ben heyecanla iki frene birden asıldım, sola kırıp önünden geçebilirdim belki ama karşıma bir şey fırlayınca tek refleksimle iki frene birden asıldım bir yandan tüm hızımla yavaşlıyor, bir yandan da çarpmamak için dua ediyordum. Bu arada gerizekalı kadının hiçbir şeyden haberi bile yoktu. Benim için 2,5 yıl gibi geçen 1. saniye sonlandığında yürüyen kadının sağından ama çok çok yakınından geçmiş bulundum. Kadının yanından geçerken saçlarını havalandırmış olmalıyım ama o hâlâ hiçbir şeyin farkında değildi. Bu arada frenlere asılmaya devam ediyordum ve bisikletim arka tekerinden şaha kalktı.

Kalktı kalktı kalktı ve beni üzerinden attı. Bisikletimin üzerinden balıklama atladım ve azcık hasarla yere düştüm. Bu arada bisikletim de düşünce ses çıkartınca kadın ilk kez farkıma vardı. Farkıma varınca da şöyle bir arkasına baktı ve beni yerde bırakıp yürümeye devam etti. Bu arada bir liseli koşup beni yerden kaldırdı, bisikletimi kaldırıp bana verdi. Uzaklardan insanlar falan koştu ama ben iyiydim. Zincirimi takıp, teşekkürümü edip Barbaros’tan inmeye devam ettim.

Peki neden millî oldum? Bisikletçi dediğin Barbaros Bulvarı’nda bir kere düşecek. Bisikletçi dünyasında Barbaros’tan düşmeyene kız vermezler, adam yerine koymazlar. İkinci günümde Barbaros’tan düştüm artık daha bir bisikletçiyim.

Teşekkürler

Reklamlar
Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kafamda Dönen Birtakım Şarkılar

 

Ajda Pekkan – Ya Sonra
Arzachel – Queen St Gang
The Eagles – Journey of The Sorcerer (Long Version)
Battlestar Galactica – All Along The Watchtower
Mabel Matiz – Filler ve Çimen
Tom Waits – Hope That I Don’t Fall In Love With You

Bu arada iki şeyden haberim yok. RHCP – I’m With You’yu dinleyemedim nasıl olmuş bilen var mı?
Mulatu Astatke konserine gidemdim nasıl oldu giden var mı?

Etiketler , , , , , , , , , , ,

Giderayak

 

Gece 3’te uyandığımda 3 mesajım vardı. Biri Seda’dan; skypelaşalım istemiş ama uykudaydım, geç kaldım, ikincisi ablamdan; yarın beraber Şile’ye gideceğimizden emin olmak istiyor, üçüncüsü de Ece’den İstanbul’a geldim sen napıyon? diyor. Üçünü de cevapladım, üçü de uyanıkmış pıtır pıtır düştü cevaplar. Ece bize gel takılıyoz dedi yok dedim. Batu aldı telefonu “Fc sahura kalktığını ve sahur için arkadaşına gittiğini varsay.” dedi. Neden bilmiyorum inanılmaz ikna edici geldi bana gecenin üçünde kalktım partilerine dahil oldum. Evde bişeyler bişeyler oldu. Birileri bir kızı ağlattı falan (Benim Zorba’dan aparttığım inancıma göre bu lanetlenmeye yetecek bir kötülüktür.) sonra 4 sap (Can, Özgü, Berker, fc) saat 5’te Ecenin evinden çıktık, sokakta çiftleşen köpekleri izledik, basketbol oynadık, dolandık itlik kopukluk yaptık, kahvaltı ettik falan derken ablam beni aradı. Şile’ye gidiyoruz.
Şile önemli. Şimdi biz bütün hafta ablamla birbirimize bok attık. “Sen kesin satarsın.” “Sen gelmeyeceksin son dakkada biliyorum. “Ohoo bi arkadaşın arasa o dakkada bırakırsın beni.” derken tıpış tıpış başbaşa Şile yoluna girdik. İkimizin de Şile’ye ilk gidişi ve Trakya kafasında sıkıcı bir yazlık kenti bekliyoruz. Bu arada yolda çok güzel bir şey oldu. http://www.youtube.com/watch?v=Ms7oa_5wFC8 Ajda Pekkan sevmeyen ben dünyanın en büyük cevherini kaçırdığımı fark ettim. Şarkının adı Ya Sonra. Allahım delirmek üzereyim. Yol boyunca başka bir şarkı dinletmedim. Bütün Şile yolu Ya Sonra ile geçti. Ama ne şarkı o yarabbim. Eve döndüm ve hala yalnızca onu dinliyorum. İşte biz Ya Sonra’nın üflemeleri, Ajda’nın zaman zaman üzüntüden kısılan sesi, araya giren bım bım vurucu bassları, mükemmel gitar tonları eşliğinde Şile yoluna doğru yardırdık. Sonra Şile’yi görünce ikinci şoku yaşadım. Bildiğin Tayland gibi bir yermiş bu Şile. Denizin ortasında çıkan volkanik adacıklar var birsürü. Denizi turkuazın biraz daha açığı. Off yani.
Şile’de Ağlayan Kaya denen bir yere gittik. İddialara göre zengin kız ve fakir çocuk, aşklarına destek bulamayınca intihar ediyorlar. Bunu gören kaya da o günden beri ağlıyor. Ben tabii bir bilim insanı olarak buna inanır mıyım? İnanmam. İnanmadım ve araştırmalarıma başladım. Kayada 30 tane noktadan filan tıpır tıpır sular damlıyor. İlk olarak suyun tadına baktım. Tatlı su. Yani deniz ya da gözyaşı olamaz. Bildiğin buz gibi yeraltı suyu bu. Sonra düşünmeye başladım. Üç kuruşluk jeoloji bilgilmle suyun başına oturup düşündüm. “Bu su nerden baksan 500 senedir buradan böyle akıyodur.” diye düşündüm. Ağlayan kaya gözyaşları sayesinde yemyeşil olmuş kayanın etrafında bir habitus oluşmuş. Bu habitus için nerden baksan bi 500 sene lazım. Efsane de olayın 1700’lerde vuku bulduğunu söylüyor. Tamam dedim bu kaya 500 yıldır ağlıyorsa yani yeraltı suları 500 yıldır buralardan şıpır şıpır damlıyorsa normal şartlar altında bu su kendine yol açmalı ve şıpır şıpır değil lıkır lıkır akmaya başlamalı. Çünkü neden? Yeraltında suyu önleyemezsin. Su daima kendine daha büyük daha büyük yol açar. Ağzına sıçar kayanın su. Eski bir bilgenin de dediği gibi kaya güçlüdür ama su sürekliliği sayesinde onu eritmeyi başarır. E peki burada neden tıpır tıpır damlamaya devam ediyor? Bunu çözemedim ve kayanın gerçekten ağladığına kanaat getirdim.
Sonra civardaki yeldeğirmenine yürüdük ablamla. Gençler içerde mum yakıp ayin yapmışlar. Üst katta bi homeless yatmış. Yatağı halen duruyor. Neyse sonra biz Şile’yi terk ettik.
Eğer ipince mükemmel kumlar üzerinde yatıp ağlayan bir kayayı izleyerek denize girmek isterseniz Şile’ye gidebilirsiniz. Sahil’de yattığınız her an size Hande Yener, Serdar Ortaç, 50 cent ve Soner Sarıkabadayı da eşlik edecektir. Fotoğraf makinelerimizi almadığımız bu günü size gösterecek tek kare de mevcur değil ama edebiyatım kuvvetlidir benim. Lisede edebiyattan hep 5 alırdım. Bence benim yazımı okuduktan sonra fotoğrafa o kadar da gerek yok zaten.

Etiketler , , , , , , , , ,
Reklamlar