Tag Archives: sigara

Kadıköy’de Bütün Bilardocuların Kapalı Olduğu Akşam

GoPro kamera aldım ama bisiklete takma aparatlarını falan alamadım o yüzden elimle video çekip duruyorum. Sarhoş olunca titretiyorum, parmağımı vizöre sokuyorum kötü oluyor.

Evden çıkıp bütün gün yürüyüp rakı içip Kadıköy’deki bütün bilardocuların kapalı olduğunu fark ettiğimiz bir akşamı şeyettim. Birazcık uzun oldu 3/4’ünde kesseymişim tadındaymış… İlk videom bu işte. Gezmeli Kadıköy turu.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Fotoğraflarla İtalya – II

20130629_143927

İtalya’da en sevmediğim şey bu. Bir bar sokağa DJ ve dev hoparlör koyunca istediği kötü müziği çalmakta özgür olduğunu düşünüyor.

HOPPA GANGNAM STyLE

20130626_225204

Bir Mayıs Sokağı

20130625_192300

Güzel ev falan.

20130623_175816

Sigarayı bıraktım yine başladım yine bıraktım yine başladım yine bıraktım yine başladım

20130623_161415

Müze geziyodum sonra çok sanattan başım ağrıdı (ımmh) müze çok güzel, sonra başım ağrıyodu (fıhh) doğum günümdü canım sıkılıyodu hehehe sonra varhol falan, neyse t-shirt aldım çok güzeldi güve yedi.

20130623_153616

Doğumgünüm diye müze beleş.

20130621_212528

Afili biralardan en tadı en çirkin olanı bardaktaki.

20130621_111030

İşyerim

20130620_171222

İşten otele giden yolum.

20130618_210744

Bu bira fena değil. İki tane bira var İtalyan işi. Birinin adı Moretti diğerinin adı Poretti.

20130618_203005

Burada herkes koşuyor, spor yapıyor, çok fitler.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İki Fişşek İki Deli Fişşek – II

(Bir alttaki yazıdan başlayınız. Teşekkürler)

Sabah kalktığım gibi kamp alanına. Akşama kadar gölde çılgın atıyoruz. Kanolarla gölün ortasına kadar gidip orada yüzüyoruz. Gölde yüzmek müthiş. İçme suyunda yüzmek gibi.
Yeni geldiğimde burada güneş 22.00 gibi batıp 22.30 gibi anca karanlık oluyordu ama şimdi daha erkene aldı. Saat 21.30’da Powerslaves (Iron Maiden Tribute Band) konseri var. Sıkıcı çift gelmek istemiyor. Dünkü güzel donutların olduğu yere gidelim diye kandırıp yolda fikir değiştirip konsere sokuyoruz. 17-18 yaşında veletler canavar gibi çalıyorlar. Vokalist sesiyle, hareketleriyle bir küçük bir Bruce Dickinson. Her hareketini birebir taklit ediyor. Konserden sonra sözümüzü tutup donutlı yere gidiyoruz. Tüm donutlar bitmiş 😦
Hani filmlerde çok mutlu şişman ve zenci garson kadın olur ya. Onun zenci değil Güney Amerikalı versiyonu var. Şarap içiyoruz ve çift yine erken terk ediyor. Biz Murat’la başka bir bara gidiyoruz. Hem dünden hem kanodan çok yorgunuz. Birer içki içip çıkacağız.
Barda çok hoş garson kız içkilerimizi getiriyor. İçkilerimiz bitene kadar da yan masadaki herif 3 kere Murat’tan tütün kağıdı istiyor. Sonra arkadaşı artık bir şey istemekten utanmış olmalı ki “Kanka bir sigara ver, ben size birer içki ısmarlayayım.” diyor. “Ne içkisi lan al sigarayı ayıp ettin.” derken içkilerimiz geliyor. Masadan masaya muhabbet ederken masamıza davet ediyoruz, masadaki içki sayısı 8 oluyor (Gelirken hem kendilerine hem bize birer içki daha ısmarladılar). “Valla olmaz bunları ben ödeyeceğim” derken “Sonrakini öde kanka” diyip birer tane daha söylüyorlar. Masada 12 kadehiz…
Onun arkadaşı, bunun dostu derken yine bütün bar bizim masada. Yetmiyor, bar çalışanları da geliyor. Baş barmenle tanışıyorum. Babasının Türkiye aşkını anlatırken masaya kokteyller geliyor. Sonra Ralfi’yle tanışıyorum. Pizzacıymış. “Ben Arnold’ın pizzalarını seviyorum.” diyorum “Sen bok yiyorsun bir ara bana uğra.” diyor. İkimizin de ağzıyla gözü yer değiştirmiş durumda.
Bu arada çok hoş garson da yanımızda. Murat garsona göz koydu ama hareket yok. Kızın İngilizcesi, Murat’ın İtalyancası yetişmiyor bu ilişkiye 😦

Sonra bize bir şeyler anlatıyorlar. Anlayacak halim kalmamış. Pizza mizza diyorlar he diyip geçiyorum. Bekle diyorlar ve ekipten 5 kişi kayboluyor. Yarım saat sonra ellerinde kutu kutu pizzayla dönüyorlar. Ralfi o saatte pişirmiş. Saate bakıyorum 05.00 Biri de bara gidip şişe şişe bira getiriyor. “ROOOLFOOO NOMORO ONO NOMORO ONO” (Ralficiğim, pizaaların on numara beş yıldız yemin ederim) diye bağırıyorum yamuk ağzım pizza ve birayla dolu.

Saat 06.00 dostlarla vedalaşıp Murat’la yürüyoruz. Doğan güne karşı…

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

fc Nepal Konsolosluğunda

“Üsküdar’dan Kandilli otobüsüne bin, Kandilli’den bir sonraki durakta in.” Cengiz böyle diyince dediğini yaptım tabii. Kandilli’den sonraki durağın adı Küçüksu. Ufakça bir nehir var. “Ne güzelmiş la buralar.” diye düşüne düşüne derenin paralelinden biraz yürüdüm. Adresi soruyorum bilen yok. Bu arada ben gece Kadıköy’de kalmışım. Pasaport evde, fotoğraf yok. Koşa koşa Merter. Fotoğraf çektir, pasaportu kap, ikametgah falan, fotoğrafı teslim al derken tabii ki geç kaldım. Yolda aradım konsolosluğu. “Ben geç kalıyom.” dedim. “Tamam bir saat içinde gelirsen no problem.” dediler. Neyse işte indim Küçüksu falan derken büfeye sordum. Büfe bilir. Büfe denilen yerler gittiğiniz yerin her şeyini bilen adamlardır. Sokağı yaşayan adamlar büfeciler. Çok krallar bence. Büfe sokağın adını bilemedi ama Nepal diyince bildi, gösterdi gittim.
Kapıda iki kalender amca muhabbet ediyo güzel güzel. Girdim, 35$, fotoğraf vize hazır. Vizeden sonra bahçede beraber sigara içtik, muhabbet ettik. “Bir sürü genç Nepal’e vize alıyo ne güzel” dedi. Daha dün üç tane Boğaziçi’li genç almış. Bir iki özel soru sordum cevaplamadı. “Konsoloslara böyle sorular sorulmaz.” dedi. Çıktıktan sonra aklıma geldi “Kadıköy’e nasıl giderim?” diye bağırdım. “Aşşaadan 15F’ye bin!” dedi. Nepal vizesi macerası basitti güzeldi.
Konsolosluklardan nefret ediyorum ama fahrileri fena değil işte.

Etiketler , , , , , , , , , , , ,

bir takım değişiklikler

 

 


Şiraz’dan Delhi’ye uçacağımız gayet belliydi de sonra ne yapacağımıza karar veremiyorduk. Kafamızda doğudan Vietnam’a kadar yardırmak vardı ama yol üzerinde hangi ülkelere uğrarız falan bilemiyorduk. Son kararımız şöyle: Aman şu ülkeyi de göreyim diye yüz tane ülkeyi kısa kısa gezeceğimize direk güneye doğru yardıralım dedik. Hem Hindistan’ın hakkını vermiş oluruz. Hem Güney Hindistan’ı görerek gerçek Hindistan’ı görmüş oluruz dedik. Asıl motivasyonumuz da en güneyden Sri Lanka’ya geçmek. Aslında Sri Lanka’yı daha doğudaki diğer ülkelere tercih ettik diyebilirim.

  • Bir kere Sri Lanka ada. Biz ada futbolu seven insanlarız. Bozcaada olsun, Burgazada olsun biz ada severiz. Ada yani, ada başka.
  • Zaten ben en çok Bhutan’ı görmek istiyordum. Gitmişken sigarayı bırakırım diyordum. (Bhutan’da sigara, marihuana muamelesi görüyor. Böyle tütünün kokusunu alan köpeklerle filan gezip milleti sigara içti diye tutukluyorlar.) Meğersem bu Bhutan, giden herkesten günlük 200$ ayakbastı parası istiyormuş. E biz de “Öeh” dedik. Bhutan yalan olunca o yöne bi şevkim kırıldı falan…
  • Ayrıca Sri Lanka Demoratik Sosyalist Cumhuriyeti buranın adı. E biz de genciz solcuyuz falan ya…
  • Şimdi böyle az parayla gezmeye çalışan gençlerin gönlünde iki yer yatar. Bir Asya bir de Afrika. Avrupa desen sıkıcı, her bir bokunu biliyoruz. Kuzey Amerika zaten ıyy. Güney Amerika, Machu Picchu çok güzel ama çok uzak. Para mı dayanır? Şimdi biz Sri Lanka’ya gidince Afrika’yla Asya arasında tercih yapmamış gibi olacağız. Sağa bakıyorsun Buda, sola bakıyorsun fil mil. Güzel yani Sri Lanka kafası ayrı.
  • Öyle işte, tercihimizi armut şeklindeki yavruvatandan yana kullanıyoruz. Allah sonumuzu hayreyleye. Bir de bilgi size. Seylan dediğimiz yer aslında Sri Lanka. Bunu biliyor muydunuz?
Etiketler , , , , , , , , , , ,