Tag Archives: yakmak

Yavru Vatan Denen Paralel Evren II – Kabus Gördüm

31 Ağustos 2012

Ben seyahat etmeden önce aşık oluyorum. Böyle bir özelliğim var. Yine kafamda kavak yelleri Kıbrıs’a inmişim. Sabahın köründeyiz, havaalanından Lefkoşe’ye geçtik, tarihî bir handayız. Kıbrıs boyunca ev sahibemiz olacak olan Selin’i bekliyoruz. Hana gidene kadarki izlenimim Kıbrıs’ın 90’lar Türkiye’si olduğu oldu. Mimari desen 90’larımız, otobüsler 90’larımız, her harften için bir ışıklı pano kullanılan 90’lar tabelaları her yerde, Telsim bile var…

Hana yürürken esnafla muhabbet eden 90’lar polisi Zubizarreta muhabbeti yapıyor. Zubizarreta mı kaldı lan? Hayır akşam eve dönünce baktım ahım şahım bir kaleci de değilmiş belli ki. youtube’da bir tane videosu var. Onda da penaltı kurtarıyor. Tüm kalecilik videolarını da sildirmiş çakal. Nasıl goller yediyse artık. Ya teknik direktör olarak videosunu izleyebiliyoruz ya da çok kötü bir belgesel var onu.

Selin geliyor, kahvaltı etmeye gidiyoruz ve kahvaltıdan sonra Kıbrıs’ın güzelliklerinden ilk keşfimle karşılaşıyorum: Con Kahvesi.  Kahve çamur gibi ama o kadar güzel bir illüstrasyonu var ki… Bütün Kıbrıs gezisi boyunca üzerinde o illüstrasyondan olan fincanlardan arıyorum. Ha bu arada yemek Kıbrıs’ta korkunç pahalı. Yol kenarındaki en dandik büfede hellimli tost 10 TL civarı. (İkinci keşif: Hellimli, domatesli, salamlı tost)

Ben bayağı yorgunum, Selin ve Özer çılgın atmaya, gecelere akmaya gidiyorlar ben eve dönüp uyuyacağım. Biz geleliberi üçümüz de kabus üstüne kabus görüyoruz anlamadım. İlk hava alanından indiğimizde yorgunluk atmak için uyuduk, üçümüz de kabus görmüşüz. Hadi ben aşığım anladım diyelim. Ben ve Özer yol yorgunuyuz onu da anladım diyelim ama Selin neden kabus görüyor?

Genç dimağları diskoya yolcu edip eve dönüyorum. Dönüş yolunda orta yaşlı bir çift yürüyüşe çıkmış muhabbet ede ede yürüyoruz. “Buradaki her problemin sebebi Türkiye’dir.” diyor amca. Anlattıklarına göre bayağı emperyalist bir ülkeymişiz benim haberim yokmuş. Özellikle Hatay’dan göçenlerden şikayetçilermiş. “Zamanında biz kapımızı açık bırakır giderdik, akşam döndüğümüzde hırsızlık falan olmazdı. Ta ki onlar gelene kadar…” falan dediler. Hatta teyze biraz abartıp “Suriye’de savaştan kaçıp oraya göçenler Hatay’ı mahvediyormuş haberlerde duydukça oh diyorum.” bile dedi. Orta yaşlı çifti bırakıp eve kabusa gidiyorum.

Yolda gözüm saman balyalarına takılıyor. Nerden başlasam yakmaya bilemedim. Şimdi gidip uyuyayım yarın erken kalkar yakarım…

Reklamlar
Etiketler , , , , , , , , , , ,

Yavru Vatan Denen Paralel Evren I – Kıbrıs’ta Bir Oda

Hindistan’da bir ay kendimi aramış aramış bulamamıştım. Bir insanın Hindistan’a gidince kendini bulması gerekmez miydi? Hindistan bu işe yaramıyor muydu? Bilmiyorum ben bulamadım. Boğaç, Su ve Cengiz de bulmuş gibi gelmedi bana. Gerçi Boğaç kendini 13 yaşında falan bulmuş olmalı. Ergenliğinden beri bilge bir adam resmen.

Kendimi bulamayıp pasaportumu kaybettim. Okul başlayalı iki üç hafta olmuştu. İyisi mi döneyim dedim. Kendimi biraz da Merter’de, Maslak’ta, Kadıköy’de falan ararım. Döndüm, aradım bir sonuç yok. Arayışlarımı yazma gereği duymadım zaten bu blogu okuyan adam da ya Taksim’de arıyordur kendini ya facebookta ne farkımız var dedim yazmadım… Okuması sıkıcı olurdu muhtemelen. Zaten sıkıcı bir insanım ne yazacağım: “Bugün İstanbul’da yağmur yağıyordu, dif çalıştım, barda bir turist kıza biraz yazdım ama arkadaşlarıyla çok eğleniyordu yüz vermedi, eve döndüm uyudum.” Hem İstanbul’da dikkat dağıtan çok etken var yazmak zor oluyor. Zordan da ölümüne korkan bir insanım zaten. Zor dedin mi beni sayma hacı kaçarım…

Şimdi Kıbrıs’tayım, Lefkoşe’de bir odada ucuz rom içiyoruz. Ucuz dediysem Havana Club ama şişesi 10 Avro. Mark The Hoople’dan All The Young Dudes çalıyor. Karşımda Özer ve Selin flörtleşiyorlar. Bir gün dostlarla dolu bir yerde kadehlerimizi sağdan sola sallarken bir marş gibi hep bir ağızdan bu şarkıyı söylemek istiyorum. Belki kendimi orada bulurum.

Bir gün Özer’le sabaha karşı Fulya’da bir bankta oturuyorduk. Çok işlevsiz bir bank. Sokakta kaldırıma konmuş bir banka kim oturur ki? Bankın arkasında müthiş manzara var ama biz ters oturmadığımız için düz bir yokuşla yüz yüzeyiz. Sarhoş sarhoş yokuşa bakarken Özer dedi ki “Kıbrıs’a gidelim mi?” olur dedim. Ertesi gün Özer’e üç tane ucuz bilet önerisi yolladım. “Hacı ben öylesine sormuştum.” dedi. Sonra birini seçtik ben annemin kartından biletleri aldım. Kendimi biraz da Kıbrıs’ta arayayım ne olacak?

Özer’le tanıştığımızda 40 Ambar adındaki kitapçıdaydım. Sahibi Nurtap’la muhabbete dalmıştık. Sonra Özer ve birkaç kişi daha geldi. Muhabbet derinleşti, sonra ben kaçtım. Birkaç karşılaşma sonrası kankaya bağladık. 31 Ağustos gecesi hem Boğaç’ı İspanya’ya uğurluyoruz hem biz gidiyoruz. Gece Kadıköy’de veda partisi ardından 03 civarı Boğaç Yeşilköy’e biz Sabiha Gökçen’e yollanıyoruz. Sabiha Gökçen’de fakir gibi köşeye geçmiş uyuyorum. Sabah 05’te Özer dürtüyor, uyanıyorum ve uçuyoruz.

Kıbrıs’ta yapılacaklar:

Sözüm var Kıbrıs’ı yakacağım, kendimi arayacağım, Özer’e sahip çıkacağım, ucuz içki içeceğim, Hellim yiyeceğim.

Etiketler , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,